Dil Nedir ? Ne Değildir?

Dil Nedir ? Ne Değildir?


Dil bir kâğıda da benzetilebilir: Düşünce kâğıdın ön yüzü, ses ise arka yüzüdür. Kâğıdın ön yüzünü kestiniz mi, ister istemez arka yüzünü de kesmiş olursunuz. Dilde de durum aynı: Ne ses düşünceden ayrılabilir, ne de düşünce sesten. (Ferdinand de Saussure (1980) Genel Dilbilim Dersleri I, TDK, Yayınları, Ankara, s.105).


Dil, bir toplumun üyelerinin etkin konuşmalarıyla doldurulan bir veritabanıdır. [Aynı zamanda] her beyinde potansiyel olarak var olan ya da bireylerin bir grubunun beyninde daha özel olarak bulunan bir dil bilgisel sistemdir. Dil, herhangi bir konuşucu tarafından tamamlanmamıştır, aksine kesin biçimde ortak (kollektif) olarak vardır. 


"Dil, yalnızca insana özgü olan; düşüncelerin, duyguların ve isteklerin, istençle (irade göstererek) üretilmiş semboller kullanarak iletilmesini sağlayan ve içgüdüsel olmayan bir yöntemdir.”


"Dil, aslında kültürel ya da sosyal bir üründür ve öyle anlaşılmalıdır."


"Bir dil, her biri sonlu uzunlukta ve sonlu bir üyeler kümesinde oluşturulan (sonlu ya da sonsuz) cümleler kümesidir."


"Dil yetisi insanlara özgü bir yetidir. Tüm insanlarda var olan ve başkalarında var olmayan, benzersiz, basit girdilerle zengin ve karmaşık dilleri ortaya çıkartabilen bir yeti. Bu şekilde gelişen dil, bizim ortak biyolojik doğamız doğrultusunda belirlenmiştir, düşünce ve kavrayışa derin bir biçimde nüfuz eder ve doğamızın temel bir bölümünü oluşturur." (Noam Chomsky (2009), Bilgi Sorunları ve Dil-Managua Dersleri, (Çeviren: Veysi Kılıç), BGST Yayınları, s. 53.)


"Bir dil, insan deneyiminin her toplulukta değişik biçimde, anlamsal bir içerik ve sessel bir anlatımla donanmış birimler, yani anlambirimler biçiminde ayrıştırılmasını sağlayan bir bildirişim aracıdır; bu sessel anlatım da, öz niteliği ve karşılıklı bağıntıları bir dilden öbürüne değişiklik gösteren, her dilde belli sayıda olan ayırıcı ve ardışık birimler, yani sesbirimler biçiminde eklemlenir…" (André Martinet (1960), Éléments de Linguistique Génerale, aktaran: Mehmet Rifat, Sema Rifat (1998), XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, Yapı Kredi Yayınları, s. 132.)

Dil, konuşucunun bilincinin iç dünyasını da içine alan gerçek dünya deneyimlerinden oluşan içeriğin ifade edilmesini sağlar. [fikri ya da kavramsal işlev]…Dil, [insanın] sosyal ilişkiler kurmasını ve bunu sürdürebilmesini sağlar. [insanlararası işlev]…. Son olarak dil, kendisiyle ve kullanılan durumlardaki özelliklerle bağlantılar yapılmasını sağlar. [metinsel işlev]."


Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir (Muharrem Ergin (1985) Türk Dil Bilgisi, İstanbul, s.3).


"Dil insanların meramlarını anlatmak için kullandıkları bir sesli işaretler sistemidir. Elle, başla, gözle, kaşla işaretler yaparak da bazı duygularımızı, düşünce ve dileklerimizi anlatırız. Fakat en mükemmel anlatma (expression) vasıtamız dildir.

Konuşma (parole) kişi oğluna vergi olan ve insanı hayvandan ayıran bir yüksek işleyiştir(function). İnsan konuşma yeteneği ile doğar. Fakat dil doğuştan bilinmez. Çocuk içinde yaşadığı topluluğun dilini, anadilini (langue maternelle) uzun bir çıraklık devresi süresince öğrenir. Aslında her dil (langue) bir insanlar topluluğu arasında binyıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurumdur." (Tahsin Banguoğlu (1986) Türkçenin Grameri, Ankara, s.9)


Duygu, düşünce ve dileklerimizi anlatmaya yarayan işaretlerin —daha çok, ses işaretlerinin— hepsine birden dil denir… Dil, düşüncenin, —daha geniş anlamıyla içbenliğimizin — aynasıdır (Tahir Nejat Gencan (1966) Dilbilgisi, İstanbul, s.1).

Belli bir insan topluluğuna özgü, çift eklemli sesli göstergeler dizgesi. F. de Saussure'ün yaptığı ve birçok dilbilimcinin benimsediği ayrıma göre, dilyetisinin toplumsal ürünü olan dil, bu yetinin bireylerce kullanılabilmesini (bak. söz) sağlayan ve toplumca benimsenmiş olan uzlaşımsal bir düzendir. Hem gösterenlerle gösterilenlerin birleşmesiyle oluşan bir dizge, hem de bu birleşimin ürünü olan göstergelerle bunları oluşturan ve bunların oluşturduğu öğelerin işleyiş kurallaırın içeren düzenektir. 2. Bildirişim sağlamak aracı olarak kullanılan ve doğal diller dışında kalan her türlü göstergeler dizgesi, anlatım yöntemi (örn. sinama dili, arıların dili). (Berke Vardar (1998) Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul, s.75)


Dil, evreni algılayış ve yansıtmanın ses, sözle göstergesidir. Evren sonsuz ve devingendir. Kişioğlu evreni bilinci ile algılar, dili ile yansıtır. Kişioğlu evreni algılama ve yansıtması ölçüsünde dili güçlüdür. Bu bakımdan dil, kişinin evrene açılan aydınılığıdır. (Fuat Bozkurt (1995) Türkiye Türkçesi, İstanbul, s.5).



Dil, insan hayatının merkezinde yer alan ve onun kendini, evreni ve sosyal çevresini tanımasını, insanlarla iletişim kurmasını, içinde yaşadığı toplumun geçmiş birikimlerini edinmesini, geleceği tasarlamasını sağlayan, doğuştan gelen, biyolojik temelleri olan, nedensiz göstergelerden örülü sesli bir bildirişim sistemidir.

Dilin hem bireysel, hem de toplumsal yönü vardır. Beynin elektrokimyasal etkinlikleri üzerine yapılan deneysel çalışmalar da göstermiştir ki, bireysel açıdan dil, bilişsel bir süreçtir. Ancak konuşma etkinliğinin gerçekleşmesi için birden fazla insana ihtiyaç vardır. Bu yönüyle de dil etkinliği toplumsal bir süreç olarak kabul edilir. Saussure'ün "parole [söz, kişisel söz]" ve "langue [dil, toplumsal dil]", Chomsky'nin "competence [edinç, yeti, bireyin doğuştan getirdikleri, doğuştan eğilimleri]" ve "performance [edim, dil kullanımı]" terimleri dildeki bireysel ve toplumsal ayrımının bir göstergesidir.

Bilişselcilerin ifadesiyle dil etkinliğinin tümüyle bir bilişsel etkinlik olduğunu düşünmek kadar, davranışçılar gibi dili sadece sözel bir davranış olarak algılamak da kanımca dili eksik tanımlamaktır. Her iki görüşün de doğru yönleri olmasına rağmen, iki görüşün uzlaştığı ortak ve yeni bir görüşü benimsemek daha uygun olacaktır.

Daha uç noktada Steven Pinker, Ray Jackendoff gibi dili evrimsel süreçle ilişkilendiren araştırmacılar olsa da, deneysel çalışmalar onların ileri sürdükleri görüşleri tam anlamıyla doğrular nitelikte değildir.


2. DİLİN TASARIM ÖZELLİKLERİ

İnsan iletişimi, diğer canlıların iletişim tarzlarından oldukça farklıdır. Zaman, mekân, yapı, işlev ve süreç bakımından kimi hayvanlarla iletişim benzerlikleri görülse de, ayrılan pekçok özellik vardır. Amerikalı insan bilimci ve dil bilimciCharles F. Hockett, insan iletişimini havyanlardan ayıran bu özellikleri belirlemiş ve maddeler halinde sıralamıştır  (1960:88–96, 1964:135–147, yorumlanarak ve örneklendirilerek aktarılmıştır):


2.1. Sessel-İşitsel Oluk (Vocal-Auditory Channel)

Ses, ağızdan çıkarak hava tabakasının oluşturduğu bir oluktan geçip işitme organına ulaşır. Ancak burada dilin bu özelliğinden hareketle konuşma yitimi olan insanların dilsiz oldukları gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır.


2.2. Yayın Gönderme-Yönlendirici İşitim (Broadcast Transmission and Directional Reception)

Bir ileti işitme menzili sınırları içinde herhangi bir insan tarafından duyulabilir ve sesin çıkış kaynağı ve dinleyiciye uzaklığı kulakların yön bulma yeteneğiyle tanımlanabilir.  Ses kaynağı ile dinleyici arasındaki mesafe arttıkça, işitme kalitesinde ve algılamada düşme meydana gelebilir. Bu açıdan, yüz yüze iletişimde mesafenin yakınlığı, iletişimin kalitesini artırabilmektedir.


2.3. Hızlı Yitim (Rapid Fading)

İşitsel işaretler geçicidir. Konuşmadan saniyeler sonra kaybolurlar ve dinleyicinin elverişli olması beklenmez. Ancak teknolojik ilerleme sonucu icad edilen aygıtlar, işitsel işaretlerin kaydedilip tekrar dinlenilmesine imkân vermektedir.


2.4. Değiş-Tokuşedilebilirlik (Interchangeability)

Her zaman için konuşucu, dinleyiciyle karşılıklı yer değiştirebilirler. Konuşucu daha önce aktardığı iletileri yeniden üretebilir ve bu diğer iletilerden bağımsız olarak dinleyici tarafından anlaşılabilir.


2.5. Tam Geri Bildirimli (Complete Feedback)

Konuşucu kendi sesini duyabilir ve bu sayede konuşmasını düzelterek dinleyiciye aktarabilir. Bu, konuşma sırasında yaşanacak yanlış anlaşılmaların da önüne geçmek için önemli bir niteliktir.


2.6. Özelleştirebilirlik (Specialization)

Konuşmadaki ses dalgalarının, anlamları işaret etmekten başka bir işlevi yoktur. Daha açıklayıcı olmak bakımından “Dur!” işaretini gösteren metalden yapılmış ve boyanmış trafik levhası ile “dur” kelimesini oluşturan sesler arasında bu bağlamda işlev açısından bir benzerlik kurulabilir.


2.7. Anlamsallık (Semanticity)

Konuşma ögeleri, bildirişime katılanların paylaştığı sosyal, kültürel ve fiziksel dünyanın göndergesel ilişkileri aracılığıyla anlam taşırlar. Mesela, kitap  kelimesi, kütüphaneci, öğrenci ya da akademisyen için hem benzer, hem de ayrı anlamlar içerebilir. 


2.8. Nedensizlik (Arbitrariness)

Anlam ile işaret arasında doğal ve zorunlu bir ilişki yoktur. Dil bilimsel anlam bütünüyle sosyal uzlaşma konusudur. Yansıma kelimeleri bir ölçüde bunun dışında tutabiliriz: me sesinden melemek, hav sesinden havlamak gibi. Ancak bu kelimelerin de zamanla işaret ettikleri ilk anlamdan uzaklaştıkları düşünülürse, bu genelleştirmenin doğru olduğu söylenebilir. 


2.9. Ayrıklık (Discreteness)

Bütün konuşma, konuşmayı oluşturan ses öğelerinin sonlandırılmasıyla kesilebilir. Bilinçli olarak sesin aralıklarla telaffuz edilmesi mümkündür. Bu özellik hayvanların bağırışlarından farklılık gösterir.


2.10. Yer Değiştirilebilme (Displacement)

Konuşmacı ve dinleyici, zaman ve mekandan bağımsız olarak şeyler ve olaylar hakkında konuşabilir. Bu, insanın dil yoluyla evreni içselleştirmesi anlamını taşımaktadır.


2.11. Üretilirlik / Açıklık (Productivity/Openness)

Diller, eski konuşma öğelerinden yeni ifade biçimleri üretebilecek sonsuz bir açıklama ve anlamlandırma yeteneğine sahiptirler. 


2.12. Geleneksel Aktarım (Traditional Transmission)

Dil, içgüdüsel değildir. Eğitim ve öğretim yoluyla nesilden nesile aktarılır. Bu konuda farklı görüşler söz konusudur. Kimi dilciler dilin doğuştan olduğunu savlarken (Noam Chomsky), kimi de, dilin toplum içinde sonradan öğrenildiğini ifade etmektedir (Edward Sapir gibi)


2.13. Örüntüde İkilik (Duality of Patterning)

Dilin seslerinin kendiliğinden bir anlamı yoktur. Ancak sonsuz sayıda anlamlı ifadeler üretmek için sesler farklı biçimlerde birleştirilebilir. Mesela, 

gemikelimesindeki seslerle imge kelimesini de telaffuz edebilirsiniz ya da m ünsüzünün yerine z ünsüzünü getirdiğinizde gezi kelimesini de üretebilirsiniz.


2.14. Açık Uçluluk (Prevarication)

Dilsel ileti hatalı olabilir. Bu sebeple tahmin yürütebiliriz, hikâye anlatabiliriz, önerme oluşturabiliriz ve yalan söyleyebiliriz. Mesela, nitelikleri aslında uygun olmayan bir malı, uygun bir dil kullanarak alıcıyı, nitelikli bir mal olduğuna ikna edebilirsiniz.


2.15. Dönüşlülük (Reflexivity)

Dil, kendi kendisini ifade edebilir. Bu, dilin üst dil (metalanguage) işlevidir. Mesela “Dün  ağız araştırmalarıyla ilgili izlenimlerimi öğrencilerle paylaştım.” cümlesindeki ‘dün’ kelimesi zaman zarfıdır.” cümlesi gibi.


2.16. Öğrenirlik (Learnability)

Her hangi bir dilin konuşucusu diğer dilleri de öğrenebilir.Ana dili Türkçe olan bir insan İngilizce, Almanca, Fransızca vb. dilleri de sonradan öğrenebilir. Bu öğrenme, çoğunlukla ana dili gibi doğal ortamda gerçekleşmediği için daha uzun bir süreç gerektirebilir. İkinci dil edinimi adı verilen bu öğrenme ile ilgili araştırmalar, uygulamalı dil biliminde değişik yöntem ve tekniklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

[zombify_post] 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (No Ratings Yet)

Dil Nedir ? Ne Değildir?Loading...

Yazar Hakkında
Toplam 235 yazı
Hakan Akyol
Hakan Akyol
Merhaba ziyaretçi, ben Hakan. İstanbul Biruni Üniversitesi Odyoloji son sınıf öğrencisiyim. Bana ulaşmak istersen eğer [email protected] adresinde olacağım. Ödev işlemleri için canlı destek ya da [email protected] adresine ulaşınız.
Yorumlar (1 Yorum)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara