Neden İngilizce Öğrenemiyoruz?

Neden İngilizce Öğrenemiyoruz?

Günümüzde bir dil bile yeterli değilken neden İngilizce’yi bir türlü öğrenemiyoruz? Kimileri eğitim sistemini, kimileri Türkiye şartlarını kimileri Euro/Doların yüksek meblağlarda olmasını suçlayacakken aslında tek suçlu biziz. 

 

BBC News’e göre ikinci bir dili öğenmek için kritik yaşın 4 yaş olduğunu söylerken, ana dili öğrenmek için bu süreç çok daha erkendir. Anadil sağlıklı olarak kazanıldıktan sonra yabancı dil aşamasına geçilmelidir. Aksi takdir de bir çocuk her iki dile de aynı anda maruz kalırsa önce en çok konuşulan dili öğrenecektir. Diğer dil ise o çocuğa gürültü olarak gelecek ve çocukta muhtemelen işitsel işlemleme bozukluğu ortaya çıkacaktır. 

 

Ana dil, öğrenildikten ve bazı kilometre taşları ortaya koyulduktan sonra; geçilen yabancı dil için bir yandan zaten çocuklar için ağır olan Türkçe, Matematik dersleri/ hem de İngilizce ders saatlerinin yetersizliği bundan dolayı İngilizce öğretmenlerinin konuları kazanım zamanından az sürede öğretmeye çalışması da geliyor. Bu durumda ailelerin bilinçli olarak ingilizceye ağırlık vermesi ve mümkün olduğunca çocukların en erken yaşta var olan uyum sağlama yeteneğini optimize olarak en yüksek seviyede kullanılmasını sağlanması gerekiyor. Ancak ülkemizdeki sınav sisteminden dolayı “elma ile armutun toplanamayacağı”, “saatte 60 km/h hızla giden bir aracın A ve B kenti arasında kaç kere gidip geleceği”, ya da “bir havuzun x, 2x, 3x kapasiteli musluklarla kaç saatte dolacağını” öğrenmek/ öğretmek zorunda kalıyoruz. Bu soruları çözmek sadece meslek seçiminde bir araçken günümüzdeki çocuklar bir sorunla karşı karşıya kaldıklarında problem çözme yeteneklerinden yoksun olarak yetişiyorlar… 

 

Plastisite, beynin uyum sağlama yeteneği olarak bilinir. Birden fazla çeşidi vardır. Bir beceriyi erken yaşlarda daha kolay kazanmamızı açıklayan bir kavramdır. Odayı beyinimiz, plastisiteyi odanın kapısı ve dışarıyıda gelen bilgi havuzu olarak düşündüğümüzde, yaş arttıkça kapı giderek kapanır. Bir bilgiyi kendi zihinimize almamız git gide zorlanır. Bir çok şeyi öğrenmede yaş çok önemlidir. Yaşlıların sosyal medyayı gençlerden veya sosyal medya ile büyüyen bilgisayar çocuklarından daha kötü kullanması ve sürekli gençlere sorular sormasının sebebi de plastisitedir. Çoğu müzik dahisinin de erken yaşta enstrüman çalmaya başlaması da plastisite ile ilgilidir. 

 

Dil öğrenme aynı zamanda öğrenilen dile göre beyini bölümlere de ayırmaktadır. Böylece dil öğrenen insanlar daha multi-tasking yapıda olurlar. Bundan dolayı daha kolay problem çözer. Ve hayatın üstesinden gelirler. Ayrıca diğer dile ait kültürü de öğrenmiş olduklarından çevrelerine daha duyarlıdırlar. İnsanlara ve hayvanlara karşı daha saygılıdırlar. 

 

Yapılan araştırmalara göre ikiden fazla dil bilenlerin daha sağ-duyulu oldukları, problem çözebilme yeteneklerinin daha iyi olduğunu ve gitar-bateri gibi müzik aletlerini daha başarılı çaldıkları ortaya çıkmış. 

 

Gelelim ülkemiz ve dezavantajlarına…. 

 

1) Sınav sistemi ve bize öğretilenler sınav anında bizi kurtarmış olsa da günde yarım saat ingilizceye ayırsaydık, televizyon/bilgisayara vakit ayırmasaydık çoğumuzun ingilizce ile başı belada olmazdı. 

 

2) Kritik yaşı kaçırdığımız anda ingilizce öğrenmeye başlıyorsak da bu plastisite denen kapı bir anda kapanmıyor ki… İnsan ömrü boyunca yavaş yavaş kapanıyor. Gerçekten istenilse, iki katı bir eforla eski performans tutturulabilir. 

 

3) Euro/Dolar’ın fazlalığından dolayı yurt dışı deneyiminin olmaması: Derdinize göre bununla ilgili çok fazla uygulama, sosyal programlar var. Duolingo, Memrise, Ted Talks, Need to Talk gibi… 

 

4) Bize öğretilen herşeyi bir şey için kullanıp sonrasında atma ihtiyacı yaşamamız. Örneğin “Ardışık sayılarla ilgili bir problemi çözmeyi becerisini” üniversite sınavında kullanıp sonrasında bir daha hiç kullanmamamızın aksine nasıl dilimizi her gün kullanıyorsak, İngilizce/ Almanca/ Arapça’yı da her gün kullanmak zorundayız. 

 

5) En önemlisi bir dilin kendine ait kültürü olduğunu ve o kültürü yaşamayı kabul etmeden dili öğrenmeye çalışmamız. Bir dili matematik problemi gibi özümseyemezsiniz. Kültürü benimsediğiniz an dili öğrenmeye başlarsınız. Ne kadar farklı kültür öğrenirseniz o kadar farklı kurallar öğrenirsiniz. Bu sizin hayata bakışınızı etkiler. Bu farklı kurallar sonucunda hayvan sevginiz den tutun din sevginiz bile artabilir. Eğer dili kullanacağınız bir denklem gibi görmektense yaşamak için bir serüven olarak görüp, kültürünü davranışlarını özümserseniz. Dili çok kısa sürede öğrenmiş olursunuz. 

 

Hayatım boyunca hep şahit olduğum konuşma ” Bizim çocuğun ingilizce dışındaki tüm dersleri çok iyi.” Zehir gibi çocuklar bu taktikleri uygulamadığından dolayı akademisyen olamıyorlar. Bu çocukları ne yazık ki kaybediyoruz. 

 

Zaten ülkece bir dili öğrenmek için 5-0 mağlup iken, üstteki konulara ağırlık vererek çalışırsanız durumu 5-5’e kolaylıkla çevirebilirsiniz. Gerçekten isteyip bu beş maddeyi yutarak çalışırsanız İngilizce’yi (diğer dilleri de ) kolaylıkla sökersiniz. 

 

Enjoy your reading!! 

Viel Spaß beim Lesen!!

享受你的阅读!!

Jabulela ukufunda kwakho!!

Geniet jou leeswerk!!

İyi Okumalar!!

 

 

Yazar Hakkında
Toplam 7 yazı
Merve Şakarcan
Merve Şakarcan
İstanbul Üniversitesi Odyoloji Mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Odyoloji Dil ve Konuşma Bozuklukları alanında yüksek lisans yapıyorum. Biruni Üniversitesi Odyoloji Bölümünde Araştırma Görevlisiyim. Sentral İşitsel İşlemleme alanına özel bir ilgim var. Araştırma Yöntemleri ve Biyoistatistik alanları ile boş zamanlarımda uğraşıyorum. İngilizce, Almanca ve İspanyolca biliyorum.
Yorumlar (Yorum yapılmamış)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara